Gassal: Gerçek Bir Olaydan Kısa Filme


Gassal kısa filmi, babam Altan Karabulut’un uzun yıllardır üzerinde çalıştığı Çarşamba ilçesi araştırma kitabı sürecinde yaşadığı ilginç bir olaydan doğdu. Babam, araştırmaları kapsamında Göğceli Çivisiz Camii’ne gittiğinde, başına gelen ve ilk anda anlamlandırılması zor olan bu deneyimi yıllarca zihninde taşıdı. 

Hikâye, doğası gereği zaten başlı başına garipti. Üzerine ek bir dramatizasyon yapmaya gerek kalmadan, kendi kendine tuhaf ve sarsıcı bir finalle bitiyordu. Bizim yaptığımız şey, bu gerçekliğe sadık kalarak onu sinema diliyle yeniden anlatmaktı.

Filmin en özel taraflarından biri ise, bu olayı gerçekte yaşamış kişilerin filmde yer almasıydı. Kuzenlerim Alper ve Atilla Karabulut, babamla birlikte o gün oradaydılar ve filmde de kendilerini canlandırdılar. Bu durum, Gassal’ı bir kurmacadan çok, hafızanın yeniden sahnelenmesi hâline getirdi.

Senaryo sürecinde gassal karakterini kimin oynayacağı ise hiç uzun sürmedi. Behçet Atabek, daha ismi telaffuz edildiği anda bile kafamızda netti. O, doğrudan gassaldı. Rolü “oynamaktan” çok, varlığıyla taşıyan bir karakterdi.

Çekim sürecinde aklımda en çok kalan ve fiziksel olarak en zorlayıcı sahne ise filmin son sahnesiydi. Tabutun önünde menemen yediğimiz o an…
Çok fazla menemen yedik. Gerçekten çok fazla. O gün hastalandığımı ve sonraki çekimde ne kadar zorlandığımı hâlâ net şekilde hatırlıyorum. 

Birine başınızdan geçen bir anıyı anlattığınızda, karşılığında aldığınız o tanıdık tepki vardır:
“Yok canım, o kadar da değildir.”

Gassal tam olarak bu hissin filmi. Filmdeki olayların gerçekte yaşandığını ve kurgusal kısmın oldukça az olduğunu söylediğiniz anda, hikâyenin inandırıcılığı seyircinin zihninde sınanmaya başlıyor. Çünkü anlatılanlar, bir film için fazla gerçek; gerçek hayat içinse fazlasıyla tuhaf.

Bu yüzden Gassal, izleyiciyi ikna etmeye çalışan bir film değil. Aksine, yaşanmış bir olayın, ne kadar anlatılırsa anlatılsın tam olarak aktarılamayacağını kabul eden bir yerden duruyor. Hikâye olduğu gibi bırakılıyor. İnanıp inanmamak, seyirciye kalıyor.



Yorumlar

Popüler Yayınlar